Günümüzde dijitalleşmenin artmasıyla birlikte, işverenlerin çalışanlar üzerindeki denetim araçları da çeşitlenmiştir. E-posta denetimi, kamera kaydı, log kayıtlarının tutulması gibi yöntemler artık birçok işyerinde rutin hale gelmiştir. Ancak bu durum, Anayasa ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı bakımından ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Türk hukukunda bu denge, temel olarak Anayasa m.20, KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) ve İş Kanunu m.24-25 hükümleri çerçevesinde kurulmaktadır. İşverenin işletme güvenliği, verimlilik ve iş disiplini sağlama hakkı meşru bir menfaat olarak kabul edilse de, bu hak ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanılmalıdır. Yani işverenin gözetim faaliyetleri, amacını aşmamalı ve çalışanların mahremiyetine orantısız şekilde müdahale etmemelidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Barbulescu/Romanya kararı da bu konuda önemli bir mihenk taşıdır. Kararda, işverenin çalışan e-postalarını incelemesinin ancak çalışan önceden bilgilendirilmişse ve denetim meşru bir amaca dayanıyorsa hukuka uygun olacağı belirtilmiştir. Benzer şekilde, Türkiye’de de KVKK kapsamında çalışanların kişisel verilerinin işlenmesi için açık rıza veya meşru menfaat şartının sağlanması gerekmektedir.
Sonuç olarak, modern iş hayatında işverenin gözetim hakkı ile çalışanın özel hayatının gizliliği arasında hassas bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin korunmaması, sadece hukuki yaptırımları değil, işyeri barışını ve çalışan motivasyonunu da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle her işveren, dijital denetim politikalarını şeffaf şekilde belirlemeli, çalışanlarını bilgilendirmeli ve veri koruma ilkelerine titizlikle uymalıdır.